Back to @hsoneryalcin's profile

Soner Yalçın engagement report

@hsoneryalcin - 1.7M followers on X

Measured over 14 original posts from a 30-day window, last computed on September 1, 2026.

Engagement

Bottom quarter for its size
Per follower
0.001%
of 1.7M followers
Per impression
0.133%
17K views on a typical post
Reach
1.01%
of its followers see a post
Typical post
22
interactions (median)
Saved
0.006%
1 bookmarks on a typical post
Posting rate
0.47/day
active 43% of days
Peak time
05:00 UTC
Tuesday

A typical post picks up 22 interactions against 1.7M followers, an engagement rate of 0.001%. Measured over 14 original posts, its engagement rate beats 20% of 3,739 tracked accounts of a similar size. That is a reason to look at how the audience behaves - reply depth, saves, whether the followers are recent - rather than a conclusion about it on its own. Posts are seen about 17K times each, and 0.133% of those impressions turn into an interaction. That is about 1.01% of the follower count, which is the gap between an audience on paper and an audience in a timeline. Posting runs at about 0.47 posts a day over the last 30 days, though only 43% of days saw any activity at all. Most posts go out around 05:00 UTC, and Tuesday is the busiest day of the week. Of the 14 posts sampled, 100% carry an image or video and 86% link out. The account's strongest tracked post pulled 141 interactions, about 6.4x its own typical post.

Measured over 14 original posts from a 30-day window, last computed on September 1, 2026.

Compared with accounts its own size

Soner Yalçın's engagement rate beats 20% of the tracked X accounts closest to it in follower count (3,739 accounts, accounts of similar size (decile 10 of 10)). A percentile is spread evenly by construction, so 50 really is the middle of that group and 90 really is its top tenth.

On engagement per impression rather than per follower it beats 12% of the same group. When those two numbers disagree, the gap is about how far its posts travel rather than how people react to them.

Where this sits in the catalog

At 0.001%, Soner Yalçın sits below the 10th percentile of the 36,261 accounts in this comparison. That places it in the bottom 25% band, which runs below 0.012%.

p100.002%
p250.012%
p50 (median)0.08%
p750.431%
p902.10%
p99160.7%
Engagement rate as a share of followers, across the 36,261 accounts we have scanned enough to measure. The axis is logarithmic, because the top and bottom of this population are about 107,137 times apart and a linear axis would flatten everything below the median into a single point.
Show the percentile table
Engagement rate percentiles
PercentileEngagement rate
10th percentile0.002%
25th percentile0.012%
50th percentile0.08%
75th percentile0.431%
90th percentile2.10%
99th percentile160.7%

This ruler is the whole measured catalog, not a size-matched group: it shows where the raw rate falls across every account we can measure, all of which are large. For a like-for-like comparison, read the size-band percentile above instead. See how the bands are built

Posting timing

This account posts most often around 05:00 UTC, and Tuesday is its busiest day of the week. The bars below are the catalog-wide pattern, with this account's own busiest slot marked. They do not show how this account performs at each hour: we keep one aggregate per account, not one per hour, so that measurement does not exist in our data.

Engagement by hour posted, UTCTwenty-four bars, one per UTC hour. Each bar shows how posts published in that hour compare with their own authors' median engagement. Bars above the centre line ran higher than the median, bars below ran lower. A marker flags Busiest hour: 05:00 UTC.
0003060912151821
Above the authors' own mediansBelowScale: plus or minus 6%Busiest hour: 05:00 UTC
Show engagement by hour posted, utc as a table
Engagement by hour posted, UTC
Hour (UTC)Vs author medianPosts
00:00 UTC-1%50K
01:00 UTC-2%51K
02:00 UTC-3%50K
03:00 UTC-4%53K
04:00 UTC-6%43K
05:00 UTC-4%42K
06:00 UTC-4%48K
07:00 UTC-5%51K
08:00 UTC-4%60K
09:00 UTC-3%69K
10:00 UTC-2%71K
11:00 UTC-3%78K
12:00 UTC-2%86K
13:00 UTC-2%93K
14:00 UTC-3%96K
15:00 UTC-2%100K
16:00 UTC-3%97K
17:00 UTC-2%90K
18:00 UTC-1%84K
19:00 UTC-2%79K
20:00 UTC-1%74K
21:00 UTC-1%66K
22:00 UTC-2%57K
23:00 UTC-2%51K
Engagement by day of weekSeven bars, one per weekday, Sunday first. Each bar shows how posts published on that day compare with their own authors' median engagement. Bars above the centre line ran higher than the median, bars below ran lower. A marker flags Busiest day: Tuesday.
SunMonTueWedThuFriSat
Above the authors' own mediansBelowScale: plus or minus 5%Busiest day: Tuesday
Show engagement by day of week as a table
Engagement by day of week
DayVs author medianPosts
Sunday+4%229K
Monday0%284K
Tuesday-2%273K
Wednesday-1%250K
Thursday-2%243K
Friday-3%251K
Saturday+3%226K
See what moves engagement across the whole catalogWhat counts as a good engagement rate at this size

Best tweets

  • Aug 22, 20266.4x their median

    İBB davasında savunma yapan gazeteci Soner Yalçın'ın "Gerçeğin kaydını tarihe bırakmak için konuşuyoruz" ifadeleri ve Franz Kafka göndermesi yankı uyandırdı. Yalçın'ın mahkeme salonundaki savunması, DJ Devrim tarafından yeniden yorumlanarak "Gün ve Hakikat Marşı" adıyla bestelendi.

    125133049K viewsView on X
  • Jun 23, 20265.7x their median

    Ezberleri bozacak bir belgeselle karşınızdayız... Yalçın Küçük'ün ailesi, dostları ve yoldaşları kamera karşısına geçti... O'nun yaşamına dair bu zamana kadar duymadıklarınızı anlattılar. https://t.co/ho0drBMxNn

    106172024K viewsView on X
  • Jun 20, 20265.5x their median

    Ezberleri bozacak bir belgeselle karşınızdayız... Yalçın Küçük'ün ailesi, dostları ve yoldaşları kamera karşısına geçtiler... O'nun yaşamına dair bu zamana kadar duymadıklarınızı anlattılar. -Aile kökleri ne, nasıl bir çocukluk geçirdi? -Eşiyle nasıl tanıştı… Nikah şahidi olan aydınımız kimdi? -Hangi hapishanede gazilik unvanı aldı? -Yurt dışında yaşarken PKK’dan para aldı mı? -Silivri’deki FETÖ kilidine nasıl balyoz vurdu? -Hapishanede yanındakilere nasıl moral veriyordu? Hepsi ve daha fazlası o günlerin tanıklığıyla anlatıldı. Yalçın Küçük’ü her yönüyle tanımak isteyenler bu belgeseli mutlaka izlemeli. Yakında...

    98202115K viewsView on X
  • Aug 21, 20262.9x their median

    İBB ifademin tam metni: "Sizden tek istediğim bu..." "Sayın Heyet, İnsan kendini anlatmak ister. Bu yalnızca savunma ihtiyacı değil, aynı zamanda var olma biçimidir… Anlaşılmak, insanın dünyayla kurduğu en temel bağlardan biridir. Kişi bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek, üzerine yöneltilen bir ithama cevap vermek ya da kendi gerçeğini görünür kılmak için konuşur… Fakat bunun anlamlı olabilmesi için karşısında dinlemeye açık bir irade bulunması gerekir… Gerçeğin değer gördüğü, sözün karşılık bulduğu bir ortam yoksa ifade etme eylemi giderek anlamını yitirir. Sonuç baştan belirlenmişse artık mesele ne söylediğiniz değildir. En açık, en tutarlı, en samimi sözler bile karşılıksız kalır. Savunma yapılır, kişi konuşur, kendini anlatır ancak söylenenler gerçekten dinlenmiyor, tartılmıyor ve yargılamanın değerlendirmesine girmiyorsa, savunma giderek gerçek anlamını kaybeder ve yalnızca usulen yerine getirilen işleme dönüşür. İnsan bir süre sonra şu soruya takılır: - “Nasıl olsa hiçbir şey değişmeyecekse, neden konuşuyorum?” İşte asıl kırılma burada başlar. İnsan söyleyecek sözü olduğu halde, o sözün karşılık bulacağına inancını kaybeder. Konuşur ama dinlenmediğini düşünür, anlatır ama anlattıklarının bir yere varmadığını hisseder… Ve o noktadan sonra insanı yoran, suçlamanın kendisinden çok, gerçeği anlatmanın bile sonuçsuz kalacağı duygusu olur. Sayın Heyet, Gazetecilik hayatım boyunca siyasetin “pembe yalan” denen sözlerine çok şahitlik ettim. Bunlar çoğu zaman gerilimi azaltmak, diplomatik dili yumuşatmak ya da toplumsal bir çatışmayı büyütmemek için gerçeğin kenarında dolaşan küçük sapmalar olarak görülürdü. Etik açıdan kuşkusuz tartışmalıydılar. Ama hakikatin kendisini ortadan kaldırma iddiası taşımazlardı… Bugün ise yalanın niteliği değişti. Yalan artık gerçeği süslemiyor. Gerçeği esnetmiyor. Gerçeğin yerine geçmek istiyor! Dil, gerçeği ifade etmenin aracı olmaktan çıkıp kurgu üretmenin aracına dönüşüyor. Hakikat yalnızca bastırılmıyor onun yerini tekrar tekrar üretilen senaryolar/algılar alıyor. Eskinin pembe yalanları gerçeğin etrafında dolaşırdı. Bugünün yalanı ise gerçeğin kendisini kökten hükümsüz bırakmaya çalışıyor. Bu nedenle Kafka’nın “Dava” eseri burada nasıl anılmasın? Kafka’nın anlattığı yalnızca yalan değildir. Daha ürkütücü bir durumdur: - Hakikatin referans noktası olmaktan çıkması. Josef K. neyle suçlandığını bilmediği için neye cevap vereceğini bilemez. Ama Kafka’nın tasvir ettiği mahkemeyi yalnızca yalan üzerinden okumak eksik kalır. Orada daha büyük bir sorun vardır: Doğru ile yanlış arasındaki ayrım artık önemini kaybetmiştir! Sistem gerçeği bulmak için değil, önceden belirlenmiş düzeni sürdürmek için işlemektedir. Kafka’nın mahkemesinde mesele yalnızca kendini savunmak değildir. Savunmanın mümkün olup olmadığını sorgulamaktır. Josef K.’nın trajedisi bu yüzden yalnızca yargılanması değildir. Konuşmanın bile artık bir çıkış yolu olmamasıdır… Hakikatin değerini yitirdiği yerde insan en çok kendisini anlatamaz hale gelir… Sayın Heyet, Ben Josef K.’dan farklıyım. Ben neyle suçlandığımı biliyorum. Ve fakat suçlandığım fiillerle, iddianamede delil diye sunulanlar arasında nasıl hukuki bağ kurulduğunu anlayamıyorum... Bir insanı suçlamak başka, o suçu somut delillerle ortaya koymak başka iştir. İddia makamı benim hakkımda bir sonuç cümlesi kuruyor ancak o sonuca hangi somut eylemden, hangi delilden ve hangi mantıksal zincirden ulaşıldığını göremiyorum... Dönüp dönüp iddianameyi okuyup anlamaya çalışıyorum: Ben ne yaptım? Kime yardım ettim? Nasıl yardım ettim? Hangi eylemim suç olarak tarif edilen yapının faaliyetini kolaylaştırdı? Hangi davranışım gazetecilik sınırını aşıp örgütsel faaliyete dönüştü? Benim suç olduğu iddia edilen bir yapıya bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi gösteren somut olgu nedir? Onlarca sorum var. Bunların cevabı, ispatı iddianamede yok. Bu nedenle şu temel soruyu sormak zorundayım: Ben burada gerçekleştirdiğim somut bir suç eylemi nedeniyle mi yargılanıyorum, yoksa temaslarım, konuşmalarım, yazılarım yani gazetecilik faaliyetlerim sonradan kurulmuş bir kurgunun içine yerleştirildiği için mi karşınızdayım? Benim itirazım tam olarak buradadır… Sayın Heyet, Ben dünkü çocuk değilim... Bu meslekte kırkıncı yılımdayım. Ankara’da gazetecilik yaptım, İstanbul’da da... İktidarların yönettiği belediyeleri de izledim, muhalefetin yönettiği belediyeleri de... Belediye başkanlarını tanıdım. Bürokratları tanıdım. Siyasetçilerle hep konuştum. Kimilerinden haber aldım, kimilerini eleştirdim, kimileriyle tartıştım. Gazetecilik böyle bir meslektir… Gazeteci insanlarla konuşur. Bilgi alır. Bilgiyi doğrular. Soru sorar. Şüphe eder. Gazetecinin görevi, elde ettiği bilginin doğruluğunu araştırmak ve kamu yararı doğrultusunda kamuoyuna aktarmaktır. Siyasetçilerle, bürokratlarla ve farklı çevrelerle temas etmesinin nedeni de budur. Gazetecilik dostluk mesleği değil, bilgi mesleğidir. Halkıma karşı dürüst olduğum için kırk yıldır bu mesleği yapıyorum. Bu meslekte asıl sermaye, kamuoyunun yıllar içinde kazanılan güvenidir; o güven bir kez kaybedildiğinde, gazetecinin kalemi ağırlığını yitirir. Bugün benim itiraz ettiğim nokta tam olarak budur: Mesleğim gereği kurduğum ilişkiler ve yaptığım görüşmeler, bugün başka bir anlam yüklenerek suçlamanın parçası haline getiriliyor! Bir gazetecinin geçmişte kurduğu mesleki temaslar, o kişiler hakkında yıllar sonra ortaya atılan suçlamalar nedeniyle kendiliğinden suç ilişkisine dönüşmez. Birini tanımak suç değildir. Birisiyle konuşmak suç değildir. Telefon rehberinde bir ismin bulunması suç değildir. Bunların suç sayılabilmesi için iddia makamının başka bir kanıt göstermesi gerekir: - Ben ne yaptım? - Hangi konuşmam suç teşkil etti? - Hangi görüşmem gazetecilik faaliyetinin sınırını aştı? - Hangi yazım, hangi cümlem, hangi davranışım suçun parçası oldu? Benim istediğim bunların gösterilmesidir. Bilirsiniz ki; ceza hukuku “kimi tanıyorsunuz” sorusuyla değil, “ne yaptınız” sorusuyla ilgilenir. Yani: - Temas ile suç aynı şey değildir. - Tanışıklık ile iştirak aynı şey değildir. - Gazetecilik faaliyeti ile örgütsel faaliyet aynı şey değildir. Bu ayrım yapılmazsa, gazetecinin mesleği gereği kurduğu her ilişki sonradan suç şüphesiyle yorumlanabilir. O zaman yalnızca benim faaliyetim değil, gazeteciliğin kendisi tartışmalı hale gelir… Bu nedenle bir telefon kaydına, bir tanışıklığa ya da mesleki bir görüşmeye sonradan niyet yüklemek yeterli değildir. - İddia varsa, fiili gösterilmelidir. - Fiil varsa, delili gösterilmelidir. - Ve o delille suç arasındaki bağ kurulmalıdır. Çünkü sonuçta: Yorum başka, delil başkadır. Şüphe başka, ispat başkadır. Kanaat başka, maddi gerçek başkadır. Sayın Heyet, Meslek hayatım boyunca hiçbir iktidarın gazetecisi olmadım. Hiçbir siyasi partinin gazetecisi olmadım. Hiçbir siyasetçinin gazetecisi olmadım. Ben sadece bir gazeteciyim. Bir gazetecinin mesleki bağımsızlığının ölçüsü yıllar boyunca ne yazdığıdır. Arşivim orada duruyor. İktidarlar değişti. Partiler değişti. Belediye başkanları değişti. Yazdıklarım arşivde, kütüphanelerde, kitabevlerinde duruyor. Bir gazetecinin gerçek sicili arşivindedir. Kimleri eleştirmiş? Hangi dönemlerde ne yazmış? Hangi güç odaklarının karşısında durmuş? Hangi bedelleri göze almış? Bir gazeteci hakkında hüküm kurulacaksa bütün bunlara da bakmak gerekir… Suçlamalar yönelttiğiniz kişiyi hiç tanımıyorsunuz! Sayın Heyet, Sıkıyönetim Mahkemelerinde yargılandım. Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılandım. Özel Yetkili Mahkemelerde yargılandım. Yani bu ülkenin olağanüstü yargı dönemlerinin hemen hepsinde sanık sandalyesinde oturdum. Rahmetli Yalçın Küçük Hocam, “Biz olmazsak davalar eksik olur” derdi. Biz büyük davaların konu mankeniyiz! Bizsiz dava olmuyor… Gazetecilik hayatım boyunca haberlerim, yazılarım ve kitaplarım nedeniyle defalarca hâkim karşısına çıktım. Mahkeme salonlarına yabancı değilim. Savcıların iddialarını gördüm. Ağır suçlamalarını dinledim. İşkence gördüm. Uzun gözaltılar yaşadım. Hapis yattım... Ve bütün bu acılı süreçlerin sonunda hep beraat ettim. Bu sıkıntılı geçmiş bana bazı gerçekleri öğretti: - Bir iddianamenin kalınlığı, suçlamanın doğruluğunu göstermez. - Bir suçlamanın tekrar edilmesi, onu delile dönüştürmez. - Bir insan hakkında oluşturulan siyasi ya da medyatik kanaat, ceza hukukunda ispatın yerini tutmaz. Ve belki en önemlisi: Her dönemin siyasi doğruları değişebilir; hukuk dönemin doğrularına göre değişirse geriye adalet kalmaz... Gazetecinin görevi iktidarın, muhalefetin, bürokrasinin ya da herhangi bir gücün hoşuna gidecek övgüleri yazmak değildir. Gazetecinin görevi: Aramaktır. Sormaktır. Kuşkulanmaktır. Konuşmaktır, yazmaktır… Bu iddianameye bütün bu mesleki hafızamla bakıyorum. Dönüp dönüp yine aynı soruyu soruyorum: Gazetecilik faaliyetinin bittiği ve suç teşkil eden eylemin başladığı yer neresi? İşte… İddia makamından beklediğim tam olarak bunu göstermesidir. Çünkü, bu sınır somut bir fiille ortaya konulamıyorsa geriye yalnızca yorum kalır. İnsan yorumla sanık yapılmaz, mahkûm edilemez... Bir gazetecinin yazdığının yanlış olduğu ileri sürülebilir. Gazeteci yanılabilir, eksik bilgiye ulaşabilir, hatalı değerlendirme yapabilir. Bunların hepsi gazeteciliğin ve düşünce hayatının içinde tartışılır. Ama gazetecilikte hata ile ceza hukukunda suç aynı kategori değildir. Yanlış ile suç aynı kavram değildir. Ceza hukuku fikri değil, fiili yargılar. Kanaati değil, delili arar… Sayın Heyet, Ben sizden bana inanmanızı istemiyorum. Mesleki geçmişimin bana ayrıcalık sağlamasını da istemiyorum. Merhamet hiç istemiyorum. İstediğim çok daha basit: - Hakkımda ileri sürülen suçlamanın hangi somut fiile dayandığının ortaya konulmasını istiyorum. Bilirsiniz ki savunmanın görevi, sanığın suçsuzluğunu kanıtlaması değildir. - Hangi davranışım suçtur? - Hangi somut fiilim ceza hukukunun konusudur? Ceza yargılaması, insanların olağan ilişkilerine sonradan suç anlamı vermek için değil, işlenmiş bir suçu somut fiil ve delille ortaya koymak için vardır… İddianamedeki sorun, suçlamanın kendisini ispat edememesidir. Ceza yargılaması, hayatın olağan akışı içindeki ilişkileri sonradan suç şüphesine dönüştürme işi değildir… Sayın Heyet, Sözlerimin başında insanın neden konuşmak istediğinden söz ettim. Evet, insan anlaşılmak için konuşur… Bir yanlışlığı düzeltmek için konuşur… Kendisine yöneltilen ithama cevap vermek için konuşur. Gazeteci ise bunlara bir neden daha ekler: Gerçeğin kaybolmaması için yazar. Siyasetin pembe yalanlarından söz ettim. Onlar hiç değilse gerçeğin varlığını kabul eder, onun etrafında dolaşır, onu eğer bükerdi. Bugün asıl tehlikeli olan başka bir durum: Gerçeğin eğilip bükülmesi değil, gerçeğin yerine başka bir gerçeklik kurulmaya çalışılmasıdır! Hakikati saklamak başkadır, onu kuşkulu hale getirmek başkadır. Yaşanmış olguları sonradan yeniden yorumlayıp mesleki ilişkileri suç şüphesine dönüştürmek, artık gerçeğin üstünü örtmek değil, gerçeğin yerine başka bir gerçeklik koymaktır. Benim bu iddianamedeki temel itirazım budur… Mesleki ilişkilerime ve gazetecilik faaliyetlerime yıllar sonra, bugünkü suçlamalardan hareketle başka bir anlam veriliyor, karalama yapılıyor. Bir insanın geçmişi, bugün hazırlanmış bir iddianamenin başladığı tarihte başlamaz. Yazılar vardır. Kitaplar vardır. Haberler vardır. Belgeseller vardır. Tanıklıklar vardır. Bir hayatın ve bir mesleğin hafızası vardır. Hakikat, iddianamenin başladığı tarihte başlamaz. O tarih iddianamedeki birkaç yorum cümlesiyle yeniden yazılamaz. Sözlerimin başında kendi kendime şu soruyu sordum: “Konuşmanın hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini düşünüyorsam neden konuşuyorum?” Aslında cevabını biliyorum. İnsan bazen karşısındakini ikna etmek için değil, gerçeğin kaydını tarihe bırakmak için konuşur. Gazetecinin yaptığı da hayatı boyunca budur. - Ben bugün burada bana başka bir geçmiş yazılmasına razı olmadığım için konuşuyorum... - Gazeteciliğe başka bir anlam yüklenmesine razı olmadığım için konuşuyorum... Yorumun delile, tanışıklığın suç ilişkisine, gazeteciliğin ise örgütsel faaliyete dönüştürülmesine razı olmadığım için konuşuyorum… Yalanın en tehlikeli hali gerçeği saklaması değildir; insanı, gerçeğin artık hiçbir önemi olmadığına inandırmasıdır. Ben buna dün inanmadım. Bugün de inanmıyorum. Mahkemelerin de gazeteciliğin de önünde sonunda cevaplamak zorunda olduğu aynı soru vardır: Gerçek nedir? Gazetecilik hayatım boyunca bu sorunun peşinden gittim. Bugün burada da başka talebim yok: Yorumun değil, delilin… Kurgunun değil, gerçeğin hüküm vermesini istiyorum..."

    5455029K viewsView on X
  • Jun 23, 20262.9x their median

    Bugünkü yazımın tamamını okumak için linke tıklayabilirsiniz. https://t.co/OPnN3UO2Qz https://t.co/aidH1ebVui

    3923118.4K viewsView on X
  • Jul 3, 20262.9x their median

    Deniz Göktaş'ın babası Kemal Göktaş'ın 1980'deki Çorum olaylarında polis memuru Muzaffer Yeşilyurt’un hayatını kaybetmesiyle ilişkili bir THKO üyesi olduğu iddia edildi. Odatv'ye konuşan davanın avukatlarından Sadık Eral, "Olayın sadece iki sanığı var. HKO'dan Ali Rıza Özdemir ve Günay Kılıç" dedi. https://t.co/d81ByfaAAs

    361510236K viewsView on X
  • Jul 17, 20262.4x their median

    Bugünkü yazımın tamamını okumak için linke tıklayabilirsiniz. https://t.co/DglQRW5ieg https://t.co/2GQlC18cqN

    2923106.5K viewsView on X
  • Jun 24, 20262.3x their median

    Bugünkü yazımın tamamını okumak için linke tıklayabilirsiniz. https://t.co/mhQQFEEcFF https://t.co/EYH9k2CtOu

    2871338.8K viewsView on X
  • Aug 19, 20261.7x their median

    Bugünkü yazımın tamamını okumak için linke tıklayabilirsiniz. https://t.co/DmmBjq2kfS https://t.co/kfuaTXOZet

    2762215K viewsView on X
  • Aug 20, 20261.5x their median

    Bugünkü yazımın tamamını okumak için linke tıklayabilirsiniz. https://t.co/QrPc5cel1M https://t.co/Kke3iaqCZ6

    21211017K viewsView on X

Ranked by total interactions across everything we have tracked for this account, which is a longer history than the 30-day window the rates above use. The multiple compares each post to this account's own median.

Buy or sell X accounts - escrow-protected

PlayerSells is an escrow marketplace for X accounts. Every deal is protected, with no middleman risk.

Reading these numbers

A typical post picks up 22 interactions against 1.7M followers, an engagement rate of 0.001%. Measured over 14 original posts, its engagement rate beats 20% of 3,739 tracked accounts of a similar size. That is a reason to look at how the audience behaves - reply depth, saves, whether the followers are recent - rather than a conclusion about it on its own. Posts are seen about 17K times each, and 0.133% of those impressions turn into an interaction. That is about 1.01% of the follower count, which is the gap between an audience on paper and an audience in a timeline. Posting runs at about 0.47 posts a day over the last 30 days, though only 43% of days saw any activity at all. Most posts go out around 05:00 UTC, and Tuesday is the busiest day of the week. Of the 14 posts sampled, 100% carry an image or video and 86% link out. The account's strongest tracked post pulled 141 interactions, about 6.4x its own typical post.

What is Soner Yalçın's engagement rate on X?
Soner Yalçın (@hsoneryalcin) has an engagement rate of 0.001%, based on the median interactions across 14 original posts from the last 30 days against 1,673,069 followers. Replies, reposts and quote-posts of other people are excluded from that sample.
Is that a good engagement rate?
At 0.001%, Soner Yalçın sits below the 10th percentile of the 36,261 accounts in this comparison. Those comparison accounts are all large ones, because our scanning cadence is weighted towards big accounts, so this is a ranking among peers of similar scale rather than a ranking across X.
Does @hsoneryalcin have real engagement?
Its engagement rate beats 20% of the tracked X accounts closest to it in follower count (3,739 accounts), which puts it in the bottom quarter for its size group. Ranking inside a size band matters because engagement rate falls as accounts grow, so a raw rate would mostly re-measure the follower count. It is a starting point for a look at follower quality, not a verdict on it.
When does @hsoneryalcin post?
Most posts go out around 05:00 UTC, and Tuesday is its busiest day, at roughly 0.47 posts per day across the measured window.

Keep going